"Antik Taşların Biriktirdiği Tarih İnsanlığın Tarihini Anlatır"

Antik yapılarda kullanılan doğal taşlarla ilgili yaptığı çalışmaları dünya çapında izlenen profesör Lorenzo Lazzarini merak ettiğimiz sorularımızı yanıtladı.
26 February 2026
Yasemin K. Enginöz

Doğal taşa ve özellikle tarihi yapılarda taş kullanımına olan ilginiz nasıl başladı?

20 yaşında, okuldan endüstriyel kimyager olarak mezun oldum ve akabinde iki yıllık burs alarak Venedik Kültür Varlıkları Müfettişliği'nde çalışmaya başladım. Burs sağlayan kurum, 1966'daki büyük sel felaketinden sonra Venedik'teki anıtların restorasyonuna yardımcı olmak için oluşturulan İngiliz "İtalyan Sanat ve Arşiv Kurtarma Fonu"ydu. Çalışmalarıma hasarlı duvar ve şövale resimlerinin bilimsel incelemesiyle başladım, ancak aynı zamanda Padua Üniversitesi'nde Jeoloji derslerini takip ettim, böylece anıtlarda kullanılan mermer ve taşlarla da ilgilenmeye başladım. Böylece, 1974 yılında Padua Üniversitesi’nin Jeoloji bölümü Petrografi anadalından mezun oldum.

Bir taşın kökeni hakkında bilgi edinmek için hangi bilimsel yöntemleri kullanıyorsunuz?

Bilinmeyen litotipleri karakterize etmek için standart petrografik ve jeokimyasal laboratuvar yöntemleri kullanıyorum ve sonuçları yayımlanmış ilgili veri tabanlarıyla karşılaştırıyorum. Ayrıca Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde çok seyahat ettim, bilinen antik taş ocaklarını ziyaret ettim ve iki düzineden fazla bilinmeyen taş ocağı keşfettim, bu ocakların taşlarını örnekledim ve karakterize ettim, böylece hem renkli taşlar hem de beyaz mermerler için bu tür veri tabanlarını oluşturdum.

Sizce, bir yapı malzemesinin tarihini bilmek ve anlamak mimari tasarımı nasıl etkiler?

Antik çağda coğrafyası, tarihi ve sembolizmlerine dayanarak birçok taş türü (litotip) kullanılmıştır. İki örnek: mor renkli olduğu için kralların ve imparatorların taşı olan kırmızı Mısır porfiri (Gebel Dokhan'dan) ve antik çağdan beri tavus kuşlarıyla sembolize edilen ruhun ölümsüzlüğünü hatırlatan, Kutluca, İzmit yakınlarından çıkan marmor triponticumdur (occhio di Pavone = tavus kuşu gözü). Dikkatinizi çekerim; çoğu antik mermer İtalyanca adlandırılmıştır ve bu isimler uluslararası olarak kullanılmaktadır. Böylece bir taşın tarihini bilmek, bir yapı malzemesine ekstra bir değer (sosyal, dini vb.) katabilir.

Antik taşların yeniden kullanımı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bir taşın "ikinci hayatı"nı kültürel sürekliliğin bir biçimi olarak mı yoksa bir gerekliliğe yanıt olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Yunanlar ve Romalılar tarafından kullanılan antik taşlar, Doğu ve Batı Orta Çağ anıtlarında ve daha sonra İtalya'da Rönesans ve Barok dönemlerinde çok sık yeniden kullanılmış, onlara tarih, prestij ve değer katmıştır. Güzel bir “antik” taş ile güzel bir modern taş arasındaki fark, ilki tarafından biriktirilmiş tarihtir; bu tarih bazen çok eksiksiz ve doğrudan bir şekilde insanlık tarihini anlatabilir. Çoğu durumda, antik çağda kullanılan süs mermerleri ve taşlar olağanüstü güzellikte ve/veya dikkate değer işlenebilirlikteydi (heykel ve portreler için en iyi malzemeler olan beyaz mermerler gibi), bu yüzden hâlâ mevcutlarsa yeni kullanımları haklı çıkarılabilir. Örneğin, 19. yüzyılın sonunda ve sonraki birkaç on yıl boyunca, Tunus'tan giallo antico, Yunanistan'dan rosso antico ve verde antico uluslararası başarıyla geniş ölçüde yeniden kullanılmıştır.

Günümüzde artık bulunmayan taşları içeren bir yapıyı restore ederken, uygun bir ikame malzeme seçiminde başlıca kriterleriniz nelerdir?

Ana kriter renk ve doku benzerliğine dayanmaktadır. Anıt ya da tarihi yapı restorasyonu söz konusu olduğunda, yeni eklemelerin grafik ve fotografik olarak belgelenmesi zorunludur. Örneğin Venedik'te yeni mermerin üzerine müdahale tarihini kazımak yaygın bir uygulamaydı.

Türkiye'deki antik taş ocakları üzerine araştırmalar yaptınız. Sizi bu bölgeye ilk çeken ne oldu?

Bildiğiniz gibi Venedik, Geç Orta Çağ'da komşu Roma kentlerinden aldığı birçok mermer ve taşı yeniden kullanmış; daha sonra, özellikle Dördüncü Haçlı Seferi'nden sonra, Levant'ın terk edilmiş eski kentlerinden çok sayıda taş malzeme ithal etmiştir. Böylece, Anadolu’dan bir başka deyişle Küçük Asya'dan Venedik'e çok sayıda Prokonnessos mermeri (Marmara adasından) ve diğer birçok dekoratif taş geldi. Bu nedenle, yetmişli yıllarda, kütüphanelerde, müzelerde ve arkeolojik alanlarda Türk taşlarını incelemeye başladım ve hatta Ege kıyı bölgelerine seyahat ettim. Anadolu’da ve Türkiye’de pek çok projeye dahil oldum.

Anadolu'daki taş türlerinin çeşitliliğini nasıl değerlendirirsiniz? Bu alandaki araştırmanızı bir kitap olarak yayımlamayı planlıyor musunuz?

Anadolu, boyutlu taşlar açısından en zengin coğrafi alanlardan biri ve Romalıların da Anadolu’nun kıyıları ve iç bölgelerindeki en güzel taşları keşfettiğini söylemeliyim. Birçok saf beyaz veya gri mermer (örneğin Prokonnessos, Efes, Frigya, Afrodisias, Heraklea mermerleri, vb.), güzel breşler (örneğin Vezirhan ve Karaburun'dan bresia corallina, İzmir Sığacık'tan africano olarak da bilinen marmor luculleum), fosilli kireçtaşları (az önce bahsettiğim occhio di pavone gibi), kalsit alabastırlar (Akhisar'dan veya Pamukkale'den), granit benzeri -granitoid- kayalar (Çığrı Dağı'ndan veya Kozak bölgesinden) ve benzeri pek çok doğal taş Roma ve sıklıkla Osmanlı mimarlığında kullanılmıştır.

Bu taşlar hakkında yararlı bilgileri, yakın zamanda yayımlanan "Antik Mermerler ve Venedik'teki Taşlar" başlıklı kitabımdaki 3 kapsamlı makalede bulabilirsiniz.

İtalya'da doğal taş konusu ilgili disiplinlerin (mimarlık, jeoloji, koruma ve restorasyon vb.) eğitiminde nasıl bir yere sahip? Bu konuda verilen dersler yeterli mi?

Altı yıldır jeologlar için, ayrıca yirmi yıldır mimarlar için ders veriyorum ve her iki öğrenci grubunda da bu konuya büyük bir ilgi gördüm. Hem eski hem de modern malzemeler hakkında çok fazla bilgi talebi var. Ancak Mimarlık, Mühendislik ve Jeoloji fakültelerinde, en azından İtalyan üniversitelerinde, malzeme bilimine yeterli önem verilmediğini söylemeliyim. Eski yapı malzemeleri (taşlar, tuğlalar, harçlar) konusunda ders içeriklerimi hazırlarken elimden geleni yaptım, ancak özellikle bu malzemelerden yapılmış Kültürel Mirasımızın büyük bir bölümünü koruma sorumluluğunda olan restoratörler, arkeologlar ve sanat tarihçileri için daha fazla uzmanlaşmış dersler olması gerektiğini düşünüyorum.

Şu anda yürüttüğünüz araştırma hakkında bazı ayrıntıları paylaşabilir misiniz? Şu anda sizi heyecanlandıran belirli bir proje veya keşif var mı?

Bir taraftan Venedik kiliselerinde ve ilgili saraylarında yerleştirilmiş dekoratif taşları sistematik olarak tanımlarken, diğer taraftan da kökeni bilinmeyen nadir taşların tek tek karakterizasyonu üzerinde çalışıyorum. "Bianco e nero tigrato" olarak adlandırılan bir tefra vakasına ilişkin (Piroklast veya tefra, yanardağın püskürmesi esnasında sıkışmış volkanik gazların itmesi ile fırlayan lav kütleleridir. Çoğu piroklast, yere çarptıktan sonra birçok parçaya ve külle dağılır, bu vaziyette bulunurlar. Bir piroklast, çok uzun mesafelere fırlayabilir ve çevreye oldukça zarar verebilir. Ç.N.) laboratuvar analizlerimin sonuçlarını alıyorum.  Devam eden laboratuvar analizlerimden elde edilen bulgular sonucu bazı kimyasal-petrografik özelliklerini bildiğimiz "Bianco e nero tigrato"nun varlığına İtalya, Romanya ve Türkiye'deki Roma binalarında rastlamaktayız.

Türkiye'de incelediğiniz en önemli yapılardan biri de Ayasofya. Stoneline Yayınları tarafından hazırlanan Ayasofya’nın taşlarına ilişkin kitaba katkınızdan dolayı özellikle müteşekkiriz. İnşa edildiği dönemi göz önünde bulundurarak, doğal taşın kullanımı bağlamında Ayasofya'yı benzersiz kılan nedir?

Roma ve Bizans'ın mimari geleneğini yansıtan Ayasofya'da, antik dönemde kullanılan en önemli dekoratif taşların büyük çoğunluğu mevcut olmakla birlikte, özellikle plakaların harika eşleştirme kurulumu göz önüne alındığında, her taşın en iyi kalitede olanının ustaca seçilmiş ve kullanılmış olduğunu görmekteyiz.

Ayasofya üzerine halihazırda yapılmış kapsamlı araştırmalar göz önüne alındığında, sizin çalışmanızı bu anıt üzerine yapılmış önceki çalışmalardan ayıran nedir?

Bildiğim kadarıyla, Bazilika'nın dünyanın en güzel mermer süsleme örneklerinden biri olmasına rağmen, şimdiye kadar hiç kimse Ayasofya'ya yerleştirilen süsleme taşları ve mermerler hakkında ayrıntılı bir monografi yayımlamadı. İlk olacak.

Marmora Asiatica gibi projelerde ve Afrodisyas gibi antik kentlerde antik taş kullanımıyla ilgili devam eden araştırmalarda yer aldığınızı biliyoruz. Türkiye'de şu anda üzerinde çalıştığınız başka alanlar veya bölgeler var mı?

Evet, bu proje kapsamında Göktepe (Muğla) ve Aphrodisias (Geyre) beyaz mermerlerinin eksiksiz bir bilimsel arkeometrik karakterizasyonunun sonuçlarını uluslararası uzman dergilerde yayımladık. Şimdi de Ephesos (Selçuk), Dokymaion (İşehisar, Afyon) ve Prokonnesos (Marmara Adası) mermerleri için benzer çalışmaları tamamlıyoruz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Lorenzo Lazzarini restoratör Francesca ve Filippo Gallorini arasında, ortada. Venedik'te...( 18.11.24 )