
Topkapı sur içi yakınında, İstanbul’un kara tarafındaki ana girişlerden birinin hemen içinde konumlanan külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, türbe ve hazire birimlerinden oluşmaktadır.
Cami ve medresenin ortak bir iç avlu etrafında düzenlenmiş olması, Mimar Sinan’ın mekânsal bütünlüğü esas alan tasarım anlayışının dikkat çekici örnekleri arasında yer almaktadır. Bu planlama, ibadet ve eğitimin aynı avlu çevresinde bir araya gelmesini sağlayarak külliyenin çok yönlü kullanımını güçlendirmiştir. Merkezi kubbe ve yarım kubbelerle örtülü camide, mermer mihrap ve minber, nitelikli ahşap işçiliği ile İznik çinileri öne çıkan mimari ve bezeme unsurlarıdır. Bu unsurlar, dönemin estetik anlayışını ve zanaatkârlık düzeyini yansıtan önemli detaylar olarak değerlendirilmektedir.
Külliye yapıları, tarih boyunca çeşitli onarımlar geçirmiştir. 1696 yılında gerçekleştirilen müdahaleler ile 1894 depremi sonrasında yapılan onarımlar, yapının ayakta kalmasında belirleyici rol oynamıştır. Ancak vakfiyede yer alan bazı müştemilâtın günümüze ulaşamaması, külliyenin zaman içerisinde kısmi kayıplar yaşadığını göstermektedir. Buna rağmen ana yapı birimleri, özgün plan şeması ve mimari karakterini büyük ölçüde koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Restorasyonun kapsamı
Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, Mart sonunda İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Milletvekili Hasan Turan ile birlikte alanda devam eden uygulamalar hakkında teknik ekipten bilgi alarak çalışmaların ilerleyişini değerlendirdi.
Külliyede sürdürülen restorasyonun, tarihî mirasın korunması ve özgün mimari karakterin ortaya çıkarılması amacıyla yürütüldüğünü ifade eden Başkan Turan, çalışmaların kapsamına ilişkin açıklamalarda bulundu. Başkan Turan, medrese, hazire, sıbyan mektebi, çeşme ve türbenin zaman içerisinde eklenen muhdes yapılardan arındırıldığını belirterek bu yapıların aslına uygun biçimde restore edildiğini vurguladı.
Fatih Belediyesi tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları kapsamında, külliyeye ait medrese, sıbyan mektebi, türbe, çeşme, hazire ve avlu bölümlerinde yürütülen çalışmalarda, yapının tarihî kimliğine zarar vermeden, özgün malzeme ve tekniklere uygun müdahaleler yapılması esas alınıyor. Restorasyon süreci, yalnızca yapıların fiziksel olarak onarılmasını değil, aynı zamanda külliyenin mimari bütünlüğünün ve tarihsel bağlamının korunmasını da hedefleyen bütüncül bir yaklaşımla yürütülüyor.
Restorasyon sürecinin tamamlanmasının ardından külliyenin, İstanbul’un tarihî mirasına katkı sunan önemli odak noktalarından biri olarak yeniden şehir hayatının içinde yer alması ve gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılması hedeflenmektedir.
Külliyenin tarihçesi
Semavi Eyice İslam Ansiklopedisi’nde medresenin yapımına ilişkin şu bilgileri vermektedir: “Kanûnî Sultan Süleyman devrinde sadrazamlığa kadar yükselen Kara Ahmed Paşa tarafından yaptırılmasına başlanmış, ancak Hürrem Sultan ile kızı Mihrimah Sultan ve Rüstem Paşa’nın entrikaları sonunda Ahmed Paşa’nın 13 Zilkade 962’de (29 Eylül 1555) idam edilmesi üzerine inşaatı bir süre durmuştur. Topkapı’nın iç tarafında medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve türbeden ibaret bir külliyenin merkezi olan Ahmed Paşa Camii Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Mevcut vakfiyesi 2 Ramazan 962 (21 Temmuz 1555) tarihlidir. Hadîkatü’l-cevâmi‘de ise Rüstem Paşa’nın emri üzerine Ahmed Paşa’nın kethüdâsı Hüsrev Bey’in nezaretinde inşaatın devamına 22 Şâban 972’de (25 Mart 1565) tekrar başlanıp yedi yılda bitirildiği kaydedilmektedir. Rüstem Paşa 1561’de öldüğüne göre, Hadîkatü’l-cevâmi‘deki bu rivayet doğru ise, inşaatın yeniden başlama tarihinin 1565 olmaması gerekir. Vakfiyeden öğrenildiğine göre, devletin çeşitli yerlerindeki evkaf gelirleri, İstanbul’un “münasip bir mahallesinde” yapılacak cami, sıbyan mektebi, on altı oda ve bir dershaneli medrese, on altı odalı zâviye, çeşitli müştemilâtı ile bir aşhane-imarete tahsis olunmuştu. Bugün Ahmed Paşa Külliyesi sadece cami, medrese, türbe ve sıbyan mektebinden ibaret olduğuna göre, vakfiyede bahsi geçen zâviye ile aşhane-imaretin ya hiç yapılamadığına veya külliyenin çevresinde yapılmış iken zamanla yıkılıp ortadan kalktığına ihtimal vermek gerekir. (…..)
Ahmed Paşa Camii, şehrin kara tarafındaki başlıca girişlerinden birinin hemen içinde ve bir tarafı meyilli yüksek bir arazide inşa edilmiştir. Sıbyan mektebi ile türbe, dış avlu duvarının uzağında ve cadde kenarındadır. Caminin iç avlusu aynı zamanda burayı üç taraftan saran medresenin de avlusudur. Böylece burada, Kadırga’daki Sokullu Mehmed Paşa Camii ile Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nde de rastlanan cami-medrese birleşiminin bir örneği ile daha karşılaşılmaktadır. Beş büyük kubbenin örttüğü son cemaat yerini takip eden esas cami mekânı dikdörtgen biçiminde olup sütunlara oturan bir altıgen orta kısmı meydana getirir. Bunun üstünde yer alan kubbe baskısı dört yarım kubbe ile karşılanmıştır. (…..)
Caminin mermerden olan sütun başlıkları ile mahfil korkuluklarında ve mihrap ile minberinde güzel ve itinalı bir işçilik görülür. Bilhassa minber dantelâ gibi oyma tekniğinde işlenmiştir. (…..) Külliyenin diğer parçası olan sıbyan mektebi, türbenin az ötesinde kare planlı iki mekândan ibaret, üstü ahşap çatı ile örtülü kesme taş ve tuğladan yapılmış bir binadır.”
Fotoğraflar ve Kaynak: Fatih Belediyesi
Külliye Tarihçesi Kaynak: İslam Ansiklopedisi